PAYLAŞ

İyi bir meslek edinebilmek için gençliğimizi ders çalışarak geçiriyoruz, ihtiyacımız bile olmayan şeyleri alabilmek için gece gündüz çalışıyoruz. Bir ailemiz olsun diye evlenip çocuk yapıyoruz ve bu anlamsız rutine bir köle daha veriyoruz. Hayatı bu algoritmayla yürümeyen kaç kişi tanıyorsunuz? Hepimizin hayatı aynı döngüde ilerliyor, işin garibi ise bir noktadan sonra bunu umursamıyoruz da, kabullenmek çok daha kolay geliyor.

Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam’ı C; tekdüzelikten, rutinden, alışılmıştan kaçan bir adam. Aynı olmaya karşı, hayata karşı, çalışmaya karşı. Günlerini aylak aylak dolaşarak ve aşkı arayarak geçiriyor. Çok küçük yaşta annesini kaybettiği için; annesine benzeyen, muhteşem bir kadın istiyor hayatında. O kişiyi bulamadıkça toplumla bağ kuramayacağını da biliyor, 2 başarısız aşktan sonra ümitleri de tükeniyor.

Yusuf Atılgan, geçimini köyde çiftçilik yaparak sağlarken 1959’da ilk romanı olan Aylak Adam’ı yayımlamış. Köy romanı yazmak için köylü olmanın yetmeyeceğini, kendisinin İstanbul’da okuduğunu, kent hakkında roman yazarken hem İstanbul hasretinin dindiğini hem de batıda bohemlik olarak yansıtılan, kent insanının aylaklığını anlatmanın daha kolay olduğunu belirtmiş. Köyde yaşamasına rağmen köy romanı yazmamasının sebebini buna bağlar.

Aylak Adam’ı okumayanları işi gücü bırakıp acil okumaya davet ediyoruz.

PAYLAŞ

Sen ne düşünüyorsun?