C

Casablanca: Savaşta Aşk Olur Mu?

Casablanca - Kazablanka

Gone With the Wind, Citizen Kane gibi filmlerle birlikte klasik Hollywood sinemasının en güzel örneklerinden biri muhtemelen Casablanca’dır.

Filmin konusunu; birbirine aşık bir erkek ve bir kadının, daha büyük amaçlar uğruna, aşklarını feda etmeleri olarak özetleyebiliriz. Henüz izlememiş olanlar için yazının devamı spoiler niteliğinde.

2. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Avrupa’da sıkışıp kalan pek çok insanın bakışları umutla ya da çaresizlikle Amerika’nın özgür topraklarına çevrilmişti. Gemiye binilen limanlardan en önde geleni Lizbon’du. Ama herkes Lizbon’a doğrudan gidemediği için birçok mülteci yolu ortaya çıkmıştı. Paris’ten Marsilya’ya, Akdeniz’den Oran’a, oradan da trenle, arabayla ya da yaya olarak Fas’ın Casablanca şehrine… Burada şanslı olanlar, para, nüfuz ya da rastlantı eseri vize alıyor ve Lizbon’a gidiyordu. Lizbon’dan yeni dünyaya ulaşmaları mümkündü. Ama diğerleri Casablanca’da bekliyorlardı…” (Filmden alıntıdır.)

Kurtuluşunu bekleyen bu şehrin insanlarının arasında bir de Rick Blaine (Humphrey Bogart) vardı. Kendisi Casablanca’da ulaşılması zor olan bir saygınlığa ve çevreye sahipti, tarafsızdı, sadece kendini düşünür ve riske girmezdi. İşlettiği Rick’s Café American adlı barda her akşam yüksek kesimden insanlar içkilerini içiyor, müzik dinliyor, kimisi kumar oynuyor ancak aslında hepsi bir anlık bile olsa içinde oldukları vahameti unutmaya çalışıyorlardı. Böyle akşamlardan birinde Ugarte (Peter Lorre), 2 Alman kuryesini öldürerek elde ettiği, Lizbon’unda dahil olduğu Almanya kontrolündeki Avrupa ülkelerinde güvenli geçiş sağlayan belgelerle Rick’in barına gelmişti. Niyeti bu belgeleri en yüksek fiyattan satmaktı ancak polisler tarafından o gece cinayet sebebiyle tutuklanarak öldürülünce belgeler Rick’in elinde kalmıştı.

Kötü şans bir kez daha Rick’in hayatına girmekteydi, dünyadaki bütün barlar arasından Rick’in barına 2 çift ayak adım atarken biri, Paris işgal edilmeden önce hayatının en güzel günlerine eşlik eden ancak bir anda hayatından çıkan büyük aşkı Ilsa Lund’a (Ingrid Bergman) aitti, diğeri ise Ilsa’nın kocasına.

Ilsa’nın eşi Victor Laszlo (Paul Henreid) fikirleri ve örgütsel çalışmalarıyla nam salmış önemli bir isimdi ve çift, belgeleri almak için oradaydı, bunun için her şeyi yapmaya hazırlardı. Özellikle Ilsa, belgelerin Rick’te olduğunu öğrendikten sonra sırf belgeleri alıp kocasının gidebilmesini sağlamak için Rick’i silahla tehdit etmeyi hatta Rick’e aşık olduğunu ve onunla kalmak istediğini dahi söylemişti.

Ancak sona gelindiğinde Rick Blaine bütün bunlara aldırmadan, ilk defa sevdiği kadın için tarafsızlığını bozarak kendini riske atmıştı, havaalanında gitmelerini engellemeye çalışan Binbaşı Strasser’e ateş edip Ilsa ve Victor’dan hiçbir şey beklemeden Lizbon’a uçmalarını sağlamıştı.
Casablanca
1942 yapımı ve Michael Curtiz’in yönetmenliğini üstlendiği filmde; güçlü oyunculuklar ve siyah-beyaz renklerle savaş dönemini başarıyla yansıtan atmosfere kapılıp giderken bazı sembol ve temsilleri kaçırmak mümkün.

Filmde apolitik ve tarafsız bir tutum takınan Rick Blaine, kendi ülkesi olan Amerika’yı ve Amerika’nın tarafsızlığını temsil ediyorken işlettiği bar ise tıpkı Amerika gibi farklı ülkelerden ve farklı görüşlerden insanları bir arada toplamasıyla çok uluslu bir imaj yaratıyordu. Fransa’nın özgür bir ülke olması adına örgütler içinde yer alan, son derece tehlikeli toplantılara katılan Victor ise zaferi temsil etmekteydi. Özgür ve Almanya’dan bağımsız bir Fransa ideali zafer şeklinde yansıtılmıştı.

Ilsa ise zora düşüp umudunu yitirdiğinde Amerika’ya yaklaşan fakat hala zafer arzusu taşıyan Avrupa’ydı. Amerika’nın ise, Avrupa’nın kendi düşünce yapısı ve inançlarıyla bağımsız olma gereksinimi anlaması gerekiyordu. Bu da Amerika’nın Fransa’nın yanında savaşa dahil olmasıyla -yani Rick’in sahip olduğu belgeleri Ilsa ve Victor’ın kaçışı adına kullanmasıyla- gerçekleşebilirdi.

Özgür Fransa Hareketi’ni temsil eden Victor’un en son Rick’e söylediği “Bu kez bizim taraf kazanacak” cümlesi ise bir teşekküre işaretti.

CategoriesEleştiriler

Sen ne düşünüyorsun?