S

Seviyoruz Onları: Cold Weather Company

Röportaj serimizi her bir üyesini ayrı ayrı sevdiğimiz Cold Weather Company ile taçlandırdık! Bugüne dek iletişime geçtiğimiz en samimi ve cana yakın grup olabilir kendileri… Gerek Çarşamba keşfi, gerek Pazar üçlemesi gerekse tekli haberleriyle sayfalarımızda geniş yer tutan bu naif adamlar, şimdi de pamuk gibi bir sohbetle aramızda!

Yeni albümleri “Find Light” 25 Ocak’ta platformlarda olacak! O da aklınızda bulunsun…

Selam Steve, Briand ve Jeff. İlk sorumuz grubunuzun ismiyle ilgili. Cold Weather Company ismi nereden geliyor?

Steve: İsmin kökeni 2013’e kadar gidiyor, ilk konserimizi yaptıktan sonra gerçek bir grup ismine ihtiyaç duyduğumuzu fark ettik. Birkaç hafta şarkı isimlerinden fikirler alarak düşündük ve “Cold Water Canvas”ı bulduk. Kısaltması olan “CWC”yi beğendik ama bir anlam ifade etmiyordu. Kasım ayıydı ve hava soğuyordu, dolayısıyla ismimizin mevsimle doğrudan bir alakası var. (Ayrıca “Warm Weather Company” (Sıcak Hava Şirketi) aynı duyguyu vermiyor.)
Brian: Ayrıca “Company” (Şirket) kelimesinin bize o çetin ve soğuk kış aylarını atlatma fırsatı sunduğunu hissettik. O zamandan beri çoğu şarkımızı kışın yazdık, yani kendimizi en iyi soğuk havada çalışan bir şirket gibi hissediyoruz.
Jeff: Bence ismimizin kaynak noktası ayrıca ürettiğimiz düşük sıcaklıklı, karlı, buzlu ve okulun tatil olduğu günler.

Duyduğumuza göre Cold Weather Company’nin kuruluşu Forrest Gump’tan bir sahneye benziyormuş. Doğru mu bu? 🙂

Brian: Yapabileceğimiz en iyi kıyaslama buydu herhalde! Jeff’le Rutgers Üniversitesi’nin Cook Kampüsü’ndeki parkta bir bankta tanışmıştık. Yanımda seyahat gitarımla (Dersler arasında gitar çalışmayı seviyordum) erkenden derse gidecektim, sonra göletin yanındaki bankta Jeff’in gitar çalıştığını gördüm. Konuşmak için beni yanına çağırdı ve direkt olarak ne kadar benzeştiğimizi fark ettik. Ayakkabılarımız ve gitarımız aynı markaydı, ayrıca o da, ben de ikimizin de tanıdığı garip grup tişörtleri giyiyorduk. Sonrasında biraz şarkı çaldık, numaralarımızı verdik birbirimize ve işlerimizi halletmek üzere ayrıldık. Bunlar Cold Weather Company kurulmadan iki yıl önceydi. Yani, kısaca, Forrest Gump’taki gibi iki yabancının bir bankta tanışıp konuşmaya başlamasıyla oldu. Sanırım grubun başlangıcı böyle oldu diyebilirim!

Cold Weather Company genelde şarkılarını kışın yapmayı tercih ediyor, özellikle de günlerin en kısa olduğu zamanlarda… Bunun sebebi nedir? Sadece soğuk hava mı, başka bir şey de var mı?

Brian: Bence bilinçli olarak seçtiğimiz bir şey değil kışın daha çok şarkı yazmak. Doğaçlama olarak böyle oluyor! Bizim için, ki bizce birçok yazarda da bu durum geçerli, yaratıcılık dönemleri oluyor. Bazen acayip bir yazma havasına girip şarkı ardına şarkı yazıyoruz, bazen de sanki kurak topraklarda buluyoruz kendimizi. İlginçtir, yaratıcılığımızın zirve yaptığı süreç genelde kış ayları oluyor üçümüz için de. Neyse ki üçümüz de şarkı yazabiliyoruz ve birimiz veya ikimize ilham gelmese dahi yaratıcılığı sürdürecek biri oluyor.

“Bluebird”ü fark etmedik sanmayın! Şu tatlı, mavi otobüsten konuşalım biraz… Hiçbir detayı kaçırmayalım ama. (Bu arada çok şeker görünüyor!)

Brian: Ah, Bluebird. O küçük otobüsü çok seviyorum. Bluebird’ün ufak ve karışık bir hikayesi var diyebilirim sanırım. Otobüsü 2015 yılında Pennsylvania’daki bir köyden Craigslist üzerinden aldım. Hep resmi bir tur aracı istemiştik, özellikle de yolda uyuyabileceğimiz bir araç. Benim asıl amacım Bluebird’ü tam teşekküllü bir karavana ve mobil bir kayıt stüdyosuna çevirmekti. Her şeyi planlamıştım ama bütçeyi ayarlayamadım. Otobüsü maviye boyattım (aldığımda düz bir sarıydı), birkaç koltuğu kapladım, dur işaretini değiştirdim ve ruhsatını minibüs olarak yeniden aldım ki epey zor bir yasal süreçti. Şimdi üzerinden iki yıl geçti ve hala tamamlamayı hayal ettiğim iç tasarımı yapıyorum ve bunun için para da biriktiriyorum, umarım yakın zamanda tamamlayacağım. Bluebird ile iki konser verip çeşitli canlı performanslar sergiledik. Birkaç ufak teknik sorun haricinde bu otobüsle yolculuk yapmak çok zevkli oldu. Umarım yakında herkes onu daha çok görecek!

Aslen New Brunswicklisiniz ve sadece ABD’de konser veriyorsunuz, özellikle de kahvecilerde… Ne zaman dünyanın kalanına açılacaksınız ve ilk ziyaret etmek istediğiniz ülke neresi?

Brian: İlk albümümüzü piyasaya sürdüğümüzü düşünürsek dünyaya açılmaya hazırız aslında ama turne süreci oldukça karışık, özellikle de bağımsız bir grupsanız. 2016’daki 16 günlük turnemizi planlamak iki ay sürdü, bunun içinde yol rotamızdan başlayıp son rezervasyonları konuştuğumuz 120 konser salonuna uzanan bir süreç var. Geçen sene İngiltere’ye gitmek istiyorduk aslında ama biraz daha duralım dedik. Yani evet, her an olabilir. Merak etmeyin, Türkiye de listede!
Steve: New Brunswick’teki Hidden Grounds’a özel bir teşekkür göndermek istiyorum, en sevdiğimiz kahve dükkanıdır. New Jersey’e yolunuz düşerse mutlaka uğrayın!

Cold Weather Company dışarıdan oldukça doğa aşığı ve hümanist bir grup olarak görünüyor. Bu sizin kişisel ruhlarınızı ve müziğinizi nasıl etkiliyor? Aranızda vegan veya vejetaryen var mı?

Brian: Bence hepimiz kendimize göre doğa severiz. Şahsen ben huzuru, rahatlığı ve dengeyi, ormana veya sahile yaptığım yolculuklarda buluyorum. Doğa, enginliği ve karmaşasıyla, ne zaman bir şeyin bana, sonsuzluğa uzanan koskoca bir dünyada ufak bir parça olduğumu hatırlatmasına ihtiyaç duysam gelip zihnimi rahatlatıyor. Bu düşünce başlı başına anksiyete yaratma potansiyeline sahip olsa da ben diğer şeylerle kıyaslayınca sorunlarımın ne kadar küçük olduğunu düşününce rahatlıyorum. Sanırım hiçbir zaman doğaya olan şaşkınlığım geçmeyecek ve doğa da benim üzerimdeki iyileştirici etkisini kaybetmeyecek. Sanırım doğa sevgim de şarkılarımda oldukça öne çıkıyor. Dağları, ormanları, sahilleri düşünerek ilginç hikayeler yazarım şarkılarımda ve bunun yanında da belli bir doğa manzarasını aklıma getiririm. Bence kaçınılmaz bir şekilde inançlarımız, dünya görüşlerimiz ve doğaya olan tutkumuz müziğimizin sözlerine yansıyor, bilinçli veya bilinçsiz, bilemeyeceğim! Hiçbirimiz vegan veya vejetaryen olmasak da hayvanseverleriz.
Jeff: Bence doğal alanlarda vakit geçirince en nihayetinde şarkı yazma ilhamı geliyor çünkü Thoreau’nun da dediği gibi, hayatı olabileceği en saf seviyeye çekiyorsunuz. Doğa, her yaratıcı insana bir şeyler ortaya çıkarma konusunda ilham verecektir çünkü normal şehir yaşamındaki gürültüyü ve streslerin tamamını sıfırlıyor. Doğa sizi sakinleştirip günlük hayattaki paranoyak zihninize dokunarak “Şşş, sadece yarat.” diyor. Yani bu şarkılarımızın sözleri tamamen ağaçlardan, çiçeklerden, dağlardan falan oluşacak demek değil tabii. Benim için doğa gereken kıvılcımı ortaya çıkarıyor ve gündelik yaşantının bastırmaya çalıştığı beyinlerdeki sanata çalışan kısmı ortaya çıkarmaya çalışıyor. Bence doğanın yegane amacı akışına bırakmak. İkinci soruyla ilgili olarak da, doğanın varlığı için minnettar olmakla birlikte, bitkisel ürünleri yemekten de oldukça hoşlandığımı söyleyebilirim. Yiyeceklerimin %75’i vejetaryen.
Steve: Brian ve Jeff’in doğayla benden çok daha güçlü bir bağlarının olduğunu söyleyebilirim fakat -sanırım onlar sayesinde- benim söz yazma becerime de oldukça katkıda bulundu. Yeni çıkacak şarkılarımızdan birine yazdığım sözlerde geçen Ekim’de Maine’e yaptığımız yolculuktan birçok esinlenme mevcut. (Merak etmeyin, bu süreci 2014’te Instagram’da hit olan teklimiz “You Know I Love (Nature)”ı, (“(Doğayı) Sevdiğimi Biliyorsun”) yazma sürecinden çok daha ciddiye alıyorum.

İnsanların dünyanın değişik yerlerinde müziğinizi dinlemesi nasıl bir his? Müziğe ilk başlarken bunu hayal etmiş miydiniz?

Hepsi: Bizce hiçbir zaman bu normal bir his olmayacak. İlk başladığımızda yalnızca bir şarkımız varken (Horizon Fire), New Jersey’den birkaç kişinin dinlemesiyle de gayet mutluyduk. Birkaç sene ve aşağı yukarı 32 şarkı sonra dünyanın birçok yerinden müziğimizi dinleyen bu kadar farklı insan olacağını asla hayal edemezdik. Açıklaması imkansız bir his. Bir ara aklımıza gelen şarkıların 60’ı aşkın ülkede insanlara ulaşmış olması… Bunu hangi kelime açıklayabilir ki? Özetlemek gerekirse, inanılmaz derecede farklı bir his ve bunun için dilimizin döneceğinin çok ötesinde minnettarız.

Yeni tekliniz “Do No Harm”ı yayınladınız ve bayıldık. Yeni albümünüz için heyecanlanmaya başlayabilir miyiz? Bizim için yakında bir sürpriziniz var mı?

Steve: Teşekkürler! “Do No Harm” benim için özel bir şarkı. Albüme gelirsek, “Find Light” 25 Ocak’ta çıkıyor! Ortaya çıkan üründen dolayı oldukça gururluyuz ve dinleyenlerimizin ne düşüneceğini çok merak ediyoruz. Umuyoruz ki, albüm çıktıktan sonra, sene içinde sizlerle yeni sürprizler paylaşabiliriz!

Türkiye’deki hayranlarınıza söylemek veya eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Hepsi: Bu kadar uzaktan bizi dinleyip müziğimizi desteklediğiniz için çok teşekkür ederiz! Bizimle istediğiniz zaman iletişime geçebilirsiniz. (Facebook, Twitter, Instagram) Sizden bir şeyler duymayı çok isteriz! Şu anda herhangi bir turne planımız olmadığından, üçüncü albümümüzle ilgili düşüncelerinizi buradan duymayı çok isteriz. Ayrıca Spotify’da tüm şarkılarımızı bulabilir ve Steve’in son zamanlarda neler dinlediğine Spotify playlistinden bakabilirsiniz.

Sana da ayrıca teşekkür ederiz Nena (Gerekeni Yap! editörü), müziğimizi yeni Türk dostlarımıza tanıttığın için sana çok şey borçluyuz! İletişimi kesmemek dileğiyle…

CategoriesRöportaj

Sen ne düşünüyorsun?