İhsan Oktay Anar’ın Galîz Kahraman’ı

İhsan Oktay Anar - Galîz Kahraman Kitabı

İhsan Oktay Anar’ın, Yedinci Gün’den yaklaşık iki yıl sonra yeni kitabı Galîz Kahraman’la dönüşü hepimiz için yeni yıl sürprizi oldu.

Kasımpaşalı bir kabadayının narasıyla başlayan kitap, ters anlatımıyla zirveye oturuyor ve hızlıca gönlünüzde taht kuruyor. Tıpkı diğer Anar romanları gibi. Roman boyunca “Efendimiz”, “Hazretleri” diye söz edilen kahranımız aslında insanlığın önemli bir çoğunluğu gibi sıradan biridir. Doğma büyüme Kasımpaşalı olan İdris Âmil, sıradan olan tüm insanlar gibi kısa yoldan ün ve para kazanma heveslisidir.

İhsan Oktay Anar’ın romanlarında kadın karakterlerin yeri çok azdır, hatta bazılarında hiç kadın kahraman olmaz. Bu romanı ise jadınlar kurgunun gelişiminde rol oynamasıyla diğerlerinden farklılaşıyor. Yine diğer romanlardan farklı olarak hikaye Osmanlı padişahlarının görkemli İstanbul’unda değil de 1950’lerde geçiyor.

Büyük aşkı Mualla’nın gözüne girebilmek için yazarlık kursuna giden kahramanımızın öyküsü bolca boyutlu ve girift göndermelerle, ironi ve müthiş betimlemelerle yine bezenmiş durumda. Bu defa çok bekletmeden hızlıca yeni bir kitapla karşıma çıkınca açıkçası biraz tereddüt etmiştim ama İdris Âmil’in hikayesini eminim siz de diğer Anar eserleri arasında farklı bir yere koyacaksınız.

Anar’ın sözleriyle kahramanımıza kısa bir bakış atmak isteyenleri aşağıdaki bölüme alalım:

[quote_box_center]Bütün zamanların kahramanı olan bir insanın hikayesidir bu. O hem herkes hem de hiç kimsedir. Dünyadan alacağını tahsil etmeye gelmiştir. Çünkü, Tanrı dahil herkesin ona borcu vardır. Vebaline girilen tüyü bitmedik yetim işte odur. Kadim zamanlardan beri hakkı yendiğine göre, sonlu ama sınırsız bir evrenin engin ve derin merkezi insan olmanın, “olmasa da olur” halini icrâ etmesinde hiçbir sakınca yoktur. Romantik bir insafsızlığın bakir tacizcisi olmak sonuna kadar hakkıdır. Sıradanlığın üst insanıdır o. Asilliğiyle asilleşememesi umrunda bile değildir. Onun umrunda olan tek şey, sadece ve sadece kendini algılamak, kendi küçük âlemine sığan kainatı kabul etmektir. Çünkü bilmektedir ki, gerçek bilgelik de zaten budur.[/quote_box_center]

Categoriesİnceleme

Sen ne düşünüyorsun?