Adına aşina olduğumuz ama hakkında pek bi’ şey bilmediğimiz sanatçılar hayatımızın birer parçası… IAMJJ de bizi “friendzone”a düşeren sessiz isimlerden biri. Bizler bu oyunu bozalım dedik ve mikrofonumuzu bu Kopenhaglı gence doğru uzattık… Geniş müzik yelpazesi ile playlistlerimizi besleyen IAMJJ, bir “cık” demeden ilham aldığı her detayı bizlerle çatır çatır paylaştı!

Selam, sorularımızı yanıtlamayı kabul ettiğin için teşekkürler! Öncelikle biraz kendinden bahsedebilir misin? Bu aralar neler yapıyorsun?

Doğup büyüdüğüm Kopenhag’da yaşıyorum. Şu anda, geçtiğimiz ilkbaharda yayınlanan çıkış albümüm Bloody Future’ın devamı için yeni parçalar üzerinde çalışıyorum. Ortaya yeni şarkılar çıkarmayı ne kadar sevsem de bazen çok zor olabiliyor. Bazı şarkılar kendiliğinden ortaya çıkıyor. Ama bazısının da kabuğunu kırıp çıkması daha uzun bir süreçle oluyor. Ayrıca yaklaşan konserlerim için de hazırlanıyorum, çok heyecanlıyım o konserler için.

Haftalık keşiflerimizden birinde müziğini farklı türlerde ve bir ucunda Tom Waits varken diğer bir uçtan Queen’e uzanan geniş bir müzik yelpazesi olarak tanımladık! 🙂 Sen kendi müziğini nasıl tanımlarsın?

Rock ve blues karışımının, hip-hopla buluşup popu da dansa davet etmesi. 60’lar ve 70’lerde popüler olan her şey, hatta 90’lara uzanan Deleuran ezgileri bile var. (Gülüyor) Şarkı yaparken türünü hiç düşünmüyorum aslında, eğer bana doğru geliyorsa tamamdır.

Konserlerinde hiç garip veya komik bir şeyle karşılaştın mı? 🙂

Bir keresinde bir hayranım yanıma gelmişti, çok gergindi ve titreyerek bana bipolar mısın diye sormuştu. (Gülüyor) O kadar gergin görünmesi çok tatlıydı ama biraz da garipti. Kim böyle bir soru sorar ki? Psikoloğumu aramasını tavsiye ettim ona.

Gelecekte senden neler göreceğiz? Aklında bir şeyler var mı?

Daha fazla müzik ve daha fazla konser. Her şeyden daha fazla, müzik ve içerikle olabildiğince bütünleşmek istiyorum.

Müzikle ilk etkileşimin nasıl oldu? Çocukluktan beri içinde olan bir şey miydi yoksa büyürken kendine kattığın bir şey mi?

Küçükken resim yapardım. Sanırım beş yaşındayken başlamıştım ve odam boya doluydu. Ailem bu durumdan pek de hoşnut olmazdı ama ben de garip bir çocuktum, o yüzden paçayı yırtıyordum çünkü beni mutlu ettiğini görüyorlardı. Çok fazla AC/DC ve Guns N’Roses dinliyordum resim yaparken ve gitar çalan kişilerin dünyadaki en havalı kişiler olduklarını düşünürdüm, bu yüzden ben de gitarist olmak istedim.

14 yaşımın sonlarına doğru bir akustik gitar alıp çalışmaya başladım. Çok kötü çalıyordum ama öğrenmek için kendimi çok vermiştim ve bu yüzden hiç bırakmadım. Büyüme çağındayken epey Nick Cave, Tom Waits ve Leonard Cohen dinliyordum. Sanırım öfkenin ve sakinliğin arkasındaki o karışım hep bana hitap eden bir şeydi.

Favori spor, yer ve film?

Koşuyorum ve ağırlık çalışıyorum. Vücudumu zorlamayı seviyorum çünkü her şeyi unutup hayattan istediklerime odaklandığım bir havaya girebiliyorum. Şehri ne kadar sevsem de ormanda yürüyüş yapmayı ve dört yanımın doğayla çevrili olmasını seviyorum. Bazen el değmemiş bir şeyler görmek rahatlatıcı oluyor. Çok fazla favori filmim var ama en önce çıkanı Interstellar. Renk geçişlerini, ana fikrini ve verdiği mesajı seviyorum: Uzayda bilmediğimiz bir şeyler var. Ayrıca Scarface’i de çok severim. Karakterleri ve senaryosu muhteşem bence.

Türkiye’deki dinleyenlerine söylemek veya eklemek istediğin bir şey var mı?

Müziğimin Türkiye’de dinlenmesi çok büyük bir zevk! Aynı şeyi seven daha çok insan olduğunu gösteriyor bana. Ben İskandinavyalıyım ama Türkiye’deki bir kişiyle aynı duygu ve düşünceleri paylaşabiliyorum. Farklı yollarda olsak ve hayat boyu farklı şeyler görsek de tek bir tutkuyu paylaşabiliyoruz! Farklı diller konuşuyoruz ama aynı duyguyu paylaşabiliyoruz. Bence sanat, yemek ve müzik bu konuda çok iyi. Her yerden insanların hemfikir olabileceği evrensel şeyler. Bence dünya bu şekilde çok daha samimi bir yer oluyor. Bu arada “HITOMALO” adında yeni bir şarkım çıktı, “falsetto” yapıyorum. Bir bakın. 😉

CategoriesRöportaj

Sen ne düşünüyorsun?