Y

Yakınlaşın: Lucien & The Kimono Orchestra

Yine çok kişinin bilmediği ama bizi bizden alan şarkılara imza atan bir grupla geldik size! Yaptıkları orijinal müzikle Paris’ten playlistlerimize giren Lucien & The Kimono Orchestra’nın Lucien’i ile hem grup hakkında hem de neler olup bittiğinden konuştuk biraz… Keyifli okumalar!

Selam! Küçük röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz! Bize biraz kendinizden bahseder misiniz, neler yapıyorsunuz?

Grup iki sene önce, müziğimin canlı sergilenmesi bir şeye evrildiğini düşündüğüm zaman kuruldu. Ortaokulda müzik yaptığım arkadaşlarımı aradım ve işte bugün buradayız! Benim jenerasyonumdaki çoğu kişinin olduğu gibi, arkaplanımda rock müzik var ama Justice gibi deneysel gruplar ve sonrasındaki house müzik dalgası sayesinde keşfettiğim elektronik müziğin benim üzerimde çok büyük bir etkisi oldu. Bu türler ile film müzikleri veya Fransız ezgileri gibi diğer türler arasındaki dengeyi sağlamam yıllarca yaptığım denemelerle gerçekleşti. Şu aralar rap ve grunge gibi türleri de eklemeye çalıştığımdan hala devam eden bir süreç bu aynı zamanda.

Boş zamanlarında neler yapıyorsun? Hobilerinden, yapmayı en çok sevdiğin şeylerden veya gitmekten hoşlandığın yerlerden bahseder misin biraz?

Her gün yeni müzik yapmanın haricinde -ki gerçekten ilerleme kaydetmenin tek yolu bence bu- sevdiklerim için güzel uzakdoğu yemekleri yapmayı ve büyük, karmaşık evrenimizde bir yapboz parçasına aitmişim gibi hissettiren kitapları okumayı ve filmleri izlemeyi seviyorum. Bir de seyahat etmeyi. Yakın zamanda gezip görme şansımın olduğu ve beni en çok etkileyen şehirler Kyoto, Tahran ve Mumbai. İstanbul’a da bayılmıştım ama uzun zaman geçti üstünden. Tekrar gelmeyi istiyorum.

Şimdi biraz da müzik konuşalım. Neler yapıyorsunuz, gelecek projelerinizden ne bekleyebiliriz? Kesinlikle rahatlatıcı şarkılar yapmayı biliyorsunuz!

Şu an büyük bir projemiz var: İlk albümümüz. Kayıt şirketimiz Cracki Records etiketiyle iki harika EP yayınladık ama bu özel albümle büyük bir adım atmak istiyorum. Çünkü ilk albüm bir sanatçının kariyerinde çok önemli bir yer tutar. Amacım, insanlar için erişilebilir ve anlamlı olduğu kadar orjinal ve saf bir müzik ortaya çıkarmak. Daha büyük ama aynı zamanda daha da gerçek bir şey. Birbirine zıt olması gerekmeyen iki düşünceyi bir araya getirmek. Sanırım insanları rahatlatıcı müzik yapmaktan anlıyorum -bununla da gurur duyuyorum- ama insanları daha güçlü hislere sürüklemek istiyorum, belki mutluluk veya rahatsızlık mesela.

Dinlemeyi en çok sevdiğin şarkılardan bir Spotify listesi yapmanı istesek hangi şarkıları koyardın?

Bu yaz farklı şeyler için birçok Spotify listesi yaptık aslında. Mesela, araba kullanırken, yemek yaparken, antrenman veya meditasyon yaparken dinlemek için listelerimiz var. Sizler için de bir tane yapalım… Serge Gaingsbourg’ün Tenue de Soirée filmi için yaptığı film müziği kesinlikle olurdu. Bir de Michel Berger’in Rive Droite Rive Gauche için yaptığı film müziği. İkisi de önemli Fransız sanatçılar ve nadiren de olsa yaptıkları film müzikleri çok kaliteliydi. Birkaç klasik de eklerdim, Michael’dan Lady in My Life veya Pink Floyd’dan Great Gig in the Sky. Cila olarak da son zamanlarda çıkan birkaç şarkı… Childish Gambino’dan Redbone, Kanye’den I Thought About Killing You veya Connan Mockassin’den Charlotte’s Thong. Son parça olarak da Mozart’tan Requiem. İşte buyurun, dinlemeniz için hazır! Ama bilginiz olsun, bu çok zor bir soru ve siz bunları okurken ben fikrimi değiştirmiş olacağım…

Türkiye’deki dinleyenlerinize söylemek veya eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Bizi Türkiye’ye davet edin! Ülkenizde çalmayı çok isteriz. Eski ve yeni müzik sahneniz oldukça heyecan verici…

CategoriesRöportaj

Sen ne düşünüyorsun?