G

Gelsin Kaleler Gitsin Şatolar

Seyahat deyince hep ülke, kültür, gelenek, yemek gelmesin aklımıza… Yapısal güzellikler de var bu dünyada, bi kere de şatoymuş, kaleymiş, tarihi esermiş bunlar için yola çıksak fena mı olur?

Böyle düşününce gönlümüz şenlendi ve dedik ki bi’ oturup araştıralım, bakalım ölmeden hangi kaleleri fethedebiliriz…

Eilean Donan Kalesi – İskoçya

Taa 1220’de Vikingler’e karşı bir savunma kalesi olarak inşaa edilen bu heybetli ve büyüleyici yapı, gezip görmekten ziyade yerleşip yaşamak için can atacağınız yerlerden biri. Sakin ve durgun bir gölün kıyısında bir ada misali usul usul salınıyor ve kim bilir surlarından hangi yakamozlara şahit olunuyor…

Bran Kalesi – Romanya

Hayali karakterimiz Dracula’nın kalesi olarak biliniyor Bran Kalesi. Ortaçağdan günümüze uzanan bir geçmişe sahip ve hala daha açık bir müze olarak hizmet veriyor. İçerisi Kraliçe Marie tarafından dekore edilen mobilyalar ve sanat eserleriyle dolu. Olur da Romanya’ya yolunuz düşerse uğramadan geçmeyin sakın…

Chillon Şatosu – İsviçre

Yolumuz İsviçre’ye bir düşse daha geri döneceğimiz yok ama kim bilir o da olur diye sıradaki ziyaret edilesi şatomuzu İsviçre’den seçtik. Alp Dağları’nın kıyısında yer alıyor ve muazzam bir manzaraya ev sahipliği yapıyor Chillon. Özellikle içerisinde yer alan Cenevreli bir rahibin zincire vurulduğu zindan görenlerin tüylerini diken diken ediyor, aklını başından alıyormuş. Bize de nasip olur umarız…

Castillo de Belmonte – İspanya

Daha adını söylerken kendimizi “La Casa de Papel” oyuncusu gibi hissettiğimiz Castillo de Belmonte 15. yüzyıldan günümüze dek en az hasarla ulaşan yapı olarak biliniyor. Ilk günkü heybeti hala üzerinde duran Castello, içini gezmek için bolca enerji ve uzun saatler ayırmanız halinde sizi oralarda her daim bekliyor. Haberiniz olsun…

Lichtenstein Şatosu – Almanya

Gönlümüzden bir şeyleri koparıp götüren ve bizi buruk halde bırakan oldukça gösterişli bir şato ile seçkimizi sonlandırmak istiyoruz. Çünkü yüreğimiz daha fazlasını kaldırmıyor gerçekten…

Lichtenstein Şatosu, 19. yüzyılda bir kaya parçasının üzerine incelikle yerleştirilmiş muazzam bir yapı. Bırakın içine girmeyi uzağından geçip gitsen bize bir ömür yeter diyeceğimiz soluk kesen bir manzaraya sahip. Zaten özellikle bahar aylarında tıklım tıklım turist akını yaşanıyormuş buraya… Çiçekler açıyor, kuşlar uçuyor ve temiz havadan insanın başı dönüyormuş!

CategoriesSeyahat

Sen ne düşünüyorsun?