M

Müziğe Takıntılı Tipler: Zola Blood

Küçük bir stüdyoya kapanıp elektronik müzik camiasına yegane parçalar serpiştiren Londralı grup Zola Blood’u ininden çıkardık! Sorduğumuz her soruya ilginç cevaplar vererek müziği dışında karakteriyle de bizleri toparlayıp kitle haline getirmeyi başaran Zola Blood, son albümü ve gelecek turneleri ile ilgili tüyolar vermeyi de ihmal etmedi! Kısacası biz bu çocukları sevdik! Umarız sizler de seveceksiniz…

Merhaba! Bizimle röportaj yaptığınız için teşekkürler. Öncelikle kendinizden bahseder misiniz, neler yapıyorsunuz?

Zola Blood, Matt (vokal), Paul (gitar ve synthesizer), Ed (synthesizer) ve Sam’den (davul) oluşan bir grup. Londra, Hackney Wick’liyiz ve zamanımızın çoğunu küçük bir stüdyoda elektronik müzik yaparak geçiriyoruz.

Geçen sene çıkış albümümüz “Infinite Games”i yayınladık. O zamandan beri de şarkı yazmaya ve kaydetmeye devam ediyoruz ve şu anda da Rufus Du Sol ile yapacağımız Birleşik Krallık ve Avrupa turnesi için provalar yapıyoruz.

Peki neler yapmaktan hoşlanıyorsunuz? Hobilerinizden bahseder misiniz? Bize önerebileceğiniz bir yerler var mı?

Hepimiz müziğe takıntılı sayılırız, o yüzden birçok konsere gidiyoruz. Sam çok iyi bir tenis oyuncusudur, Paul de manuel synthesizer kullanmayı çok sever.

Bir süredir Hackney Wick’teyiz ve çok büyük bir değişime tanıklık ettik. İstikrarlı bir biçimde yeni mekanlar açılıyor ama hala yaratıcı köklerine sadık bir yer. Eğer buralara yolunuz düşerse kahve için Thingy’i, pizza için Crate’i ve bira için de The Beer Merchants’ı öneririz. The White Building’de genelde sürekli sergiler olur; Meraklıları için her Çarşamba, Grow’da açık mikrofon jazz gecesi olur ve Fish Island’da da ne zaman gitseniz bir partiyle karşılaşırsınız.

Grubun içinde neler oluyor, şu aralar nelerle meşgulsünüz?

Geçen sene çok şarkı yazdık ama daha yeni yeni bir sound yakalıyor gibi hissediyoruz. Sağlam bir noktaya geldiğimizi hissedene kadar daha biraz zaman geçmesi gerekebilir. Geçmişe göre daha az minimalist bir yaklaşım sergilemek ve soundda biraz daha renk keşfi yapmak istedik. Yeni şarkılar eskisi kadar direkt değil ama yine de Zola Blood’ı hissediyorsunuz.

Her zaman müzikle ilgili daha çok şey öğrenmeye çalışıyoruz ve geçtiğimiz 1.5 senede prodüksiyon anlamında ilerleme kaydettik, öğrenmesi çok uzun süren birçok yeni alet aldık ama yepyeni bir sound dünyasının kapılarını araladık. Sanırım yeni aletlerde synth havası daha çok var, gitar ise kesinlikle daha az var.

Son ve aynı zamanda çıkış albümünüz Infinite Games’e aldığınız tepkiler nasıldı?

Muhteşemdi. Albümü çıkardığımızda ne bekleyeceğimize dair hiçbir fikrimiz yoktu ama şarkılarımızın insanlara bu kadar anlam ifade ettiğini duymak harika.

Dünyanın dört bir tarafından insanların, ter kokan küçük stüdyomuzda yaptığımız müzikleri dinlediğini bilmek acayip bir his. Hayranlardan da çok güzel yorumlar alıyoruz. Zor zamanları atlatıp şarkılarımızda huzur bulan kişiler olduğunu duymak insana müziğin ne kadar önemli olabileceğini hatırlatıyor.

Dinlemeyi en çok sevdiğiniz şarkılardan bir playlist yapmanızı istesek hangi şarkılar eksik olmazdı?

Zor bir soru. Sürekli yeni şeyler dinliyoruz ama sanırım birkaç tanesini seçmemiz gerekse:

Portishead – The Rip
Trentemoller – Take me into your Skin
LCD Soundsystem – Someone Great

Ne dinlediğimize bu linkten bakabilirsiniz:

Türkiye’deki dinleyenlerinize söylemek veya eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Türkiye’de konser verip ülkeyi görmeyi çok isteriz. Lütfen desteğinizi esirgemeyin, sizlerle yakında görüşmeyi umuyoruz!

CategoriesRöportaj

Sen ne düşünüyorsun?