T

Tek Kelime ile “Sarsıcı”ydı.

Huzursuzluk

Livaneli’nin yeni çıkan Huzursuzluk romanı ile ilgili henüz ortalıkta fazlaca yorum yokken biraz bu konuda konuşalım istedik.

Livaneli, kitapta günümüz terör olaylarının ortaya çıkardığı toplumsal trajedilerle hesaplaşıyor. Kitabın hem başkahramanı hem de yazarı olan Mardinli bir gazeteci. Esası Doğu’nun mistisizmi ile harmanlanmış yazar İbrahim, İstanbul’da yabancı yatılı bir okulda eğitim almış ve Batı’nın etik değerleri ile örülmüş. Bu da onu Doğu’nun mistik ve otantik atmosferinden ayırmış. Yıllar yıllar sonra bir cenaze için döndüğü memleketinde ise tabiri caizse “Mardin’in mistisizmi ile zehirleniyor.” İyi anlamda ya da kötü anlamda olup olmadığı biraz okuyucuya kalmış bir durum. Kendi köklerini ve neden topluma bu kadar yabancılaştığını sorgulamanın iyi mi ya da kötü mü olduğuna kişi kendi karar verir sonuçta.

Cenazesine gittiği arkadaşının neler yaşadığını? Nasıl ölüme sürüklendiğini araştırıyor. İbrahim’in peşinde koştuğu ve deli gibi araştırdığı cinayet aslında görünürde bir yazı dizisi için, fakat bu süreçte mülteci gerçeklerini, Ezidiler’in ötekileştirilmelerini ve tüm toplumlarca tecrit edilme hikayelerini içselleştirerek kendi ile hesaplaşıyor. İŞID’den ve mülteci kamplarından bahsederken -aslında bir yerde olaylar ne kadar uzak görünse de- insanların nasıl sanki örülmüş bir ağ gibi bu acı ile beraber yaşadığına değiniyor. Orta Doğu’dan çok trajik manzaralar göstererek, bizi mülteci kamplarına ve Şengal Dağları’nda ölümden kaçan insanların hayat mücadelesine tanıklık ettiriyor. Sorunları kendi bünyesinde içselleştirirken mental anlamda da zedeleniyor ve yaşadığı hayatı daha da sorgulamaya başlıyor. Kültürüne neden bu kadar yabancılaştığını düşünürken, Doğu ve Batı ile ilgili öğrendiği her bir kavram kafasında karman çorman bir hal alıyor.

Kısacası Livaneli, burada toplumsal bir yaraya dikkat çekerken olayların neresinde – nasıl bir duruş sergilemesi gerektiğini de sorguluyor. Seküler Batı’nın etik değerleri ile mistik Doğu’nun dünyasına bir yardımı dokunamadığını görüyor ve gittikçe derinlere inerek soru sormaya devam ediyor.

Yazar, konu açısından çok özel ve hassas bir konu ele alınmış Huzursuzluk’ta. Böyle ağır bir konuyu hikayeleştirerek ve sindirerek anlatırken, büyük bir sürükleyicilik yakalayabilmesi yazarın Türkçe hakimiyetinin ne kadar güçlü olduğunun altını tekrar çiziyor. Huzursuzluk hem sosyolojik tespitler yapan hem de güncel Orta Doğu’yu olay örgüsüne yedirerek anlatan bir başyapıt.

Categoriesİnceleme

Sen ne düşünüyorsun?